HAYATINIZI ŞARJ EDİN,
GELECEKTE LAZIM OLABİLİR.
Ercan TURGUT
M ü f e t t i ş
Bu başlığın kullanılması ile aslında dikkatinizi çekmek istediğim; değişim, yenilenmek, ilerlemek, ufukların ötesine bakmaya ve baktırmaya programlanmaktır.
Hayatımızı idame ettirebilmek için hepimizin bir iştigal alanı vardır ve de olmalıdır. Ancak gerek Ülkemizin, gerekse kişisel şartlarımızın elverdiği müddetçe.
Çalıştığımız kamu ve özel sektörü, hatta kendi işimizi en güzel noktalara taşımak için değişim ve yenilenme içersinde olmanın faydaları yadsınamaz.
Ancak böyle mi oluyor?
Hayır. Nedense bir işe girdiğimizde özelliklede Devlet dairesine, yenilenmek, değişime ayak uydurmak yerine birikimlerimizi de kullanamadığımızdan körelip gidiyoruz. Bunu nasıl aşabiliriz? Öncelikle kurumların çalışma alanları belirlenerek işe göre uygun vasıflı istihdam politikasının yürütülmesi ile aşılacağını düşünüyorum.
Türkiye’de meslek ve görev değiştirme oranı oldukça düşüktür. Çünkü kişi, bir kamu kurumuna sırtını yasladığı zaman, pozisyonunu değiştirmek istememektedir. Adeta oraya çivilenmektedir. Bu gerek kişiden, gerekse kurumsal yapılardan kaynaklanmaktadır.
Kişi, çalıştığı kurumda verimsiz veya mutsuz olabilir. Bu yüzden vasfa ve eğitim alanına göre kurumlar arası nakil düzeninin sağlanmasıyla, kurumsal kalitenin yakalanabileceğini düşünüyorum. Hatta üniversite mezunu insanların sınavsız olarak ikinci bir üniversite okumasının yolu açılmalıdır. Bu durumunda, meslek değiştirme oranı yükselecek ve çalışan daha da mutlu olacaktır.
En nihayetinde kuruma getirisinin artacağından bahsetmekte mübalağa olmasa gerek. Kamu ve özel sektörün, bir eğitim atağında olduğu ve kalite politikaları yürüttüğüne hepimiz şahit oluyoruz. Bunların çalışan üzerinde çok büyük etkisi olmaktadır tabi ki.
Ancak nabza göre şerbet verilebiliyor mu?
Bunu sorgulayarak analiz yapmalıyız. Acaba her eğitim, gerçek anlamda her çalışana bir şey katar mı? Bunu düşünmeliyiz.
Kamu ve özel sektörün kendini sürekli yenilemek zorunda olduğundan çalışanların da yenilenmek ve değişime ayak uydurması gereklidir.
Kişi kendini nasıl yenileyecek ve geliştirecek?
Yenilenmek ve gelişmek, çalışma hayatımız açısından oldukça önemlidir. Bireyin yenilenmesinin; giriştiği her işi, tüm süreçleri, içinde kendisinin olduğu her şeyi, yenileyerek ve geliştirerek, kendisinde keşfettiği bağımlılıkları sona erdirme sürecine girmesiyle olabileceğini düşünüyorum.
Aslında yenilenmek kendini gözlemle olur. Kendini gözlem, bir başkasıymış gibi dışarıdan seyretmesidir insanın kendisini. Bu gözlemi başaran kişi, kendini yenileme sürecine girer.
Çünkü artık neyin onu sınırladığının ya da neye ihtiyacı olmadığının farkındadır. Bu farkındalık, kendini yenileme sürecinin başlangıcıdır. Tamamen yenilenen birey bunu özel yaşamından, iş yaşamına kadar, yaşamın tüm alanlarında sergileyecek ve diğerleri için de bir rekabet oluşturabilecektir.
Kendini yenileme, yenilik hayranlığı ve moda düşkünlüğü ile de karıştırılmamalıdır.
İnsanların yüzüne gözüne boya çalıp, kırışıklıklarını kapaması gibi algılanmamalıdır. Gerçek yenilenme özünü ve insanlığını koruyarak, veraset yoluyla geçmişten bize gelen, bütün kıymetlerin analizlerini yaparak daha iyiye ulaşmaktır. Yoksa yenilik ve gelişmişliği, sırta geçirilen bir bez parçası, ayağa giyilen bir ayakkabı, briyantinli veya jöleli saçta görmek, düpedüz bir aldanmışlık ve öyle göstermeye kalkışmak da bir illüzyonizm ve hokkabazlıktır.
İş yaşamımızda çoğu zaman başarısızlıkla karşılaşıyor olabiliriz. Bu başarısızlık artık bizim için bir engellenme, bir sınır oluşturabilir. Bu sınırı oluşturan ise, içimizde taşıdığımız başarılı olamayacağımız korkusudur.
Sürekli pekiştirilince, artık bir bağımlılık haline gelir ve tüm yaşamımıza yansır. İşte bu korkudan kurtulmak için önce kendimize güvenmeli ve bir ideal belirleyerek o doğrultuda hayatımıza yön vermeliyiz.
Unutmayalım ki rotasız geminin limana ulaşma şansı yoktur.
Olduğumuz yerde durarak, olmak istediğimiz yere varamayız. Bahane bulup durmayalım.
* * *
KİŞİSEL İMAJINIZI OLUŞTURUN
Ercan TURGUT
M ü f e t t i ş
İnsanların bizimle ilgili ilk izlenimleriyle başlayan ve sonrasında o kişilerin bize karşı nasıl bir davranış sergileyeceklerini belirleyen giyim-kuşam, saç, makyaj, kişisel bakım, kokular ve takılar ile davranışlarımızın bütünü kişisel imajımızı yansıtır.
Sosyal yaşantımız gereği, birlikte çalışma ve yaşama mecburiyetimiz vardır. Bu esnada insanlar bilgi birikimlerini kullanarak ve oluşturdukları kişisel imajlarını yansıtarak toplumdaki yerlerini alırlar. Eskiden kişisel imaj sadece kılık kıyafet ve kariyerden ibaretti. Ancak günümüzde bunlara ek olarak doğru ve etkili konuşma, iletişim ve topluluğa hitabetin yanı sıra teknolojiden yararlanarak çevremize vermek istediğimiz mesajları iletebilmek için kullandığımız her tür araç imajımızın bir parçası olmuştur.
Peki, kişisel imajımızı oluştururken veya değiştirirken nasıl hareket etmeliyiz? Öncelikle kendimizi nasıl gördüğümüz ve diğer insanların bizi nasıl algıladıkları arasındaki farkı belirleyerek başlayabiliriz. Bunu sağlamak için arkadaş ve dostlarımızdan yararlanabiliriz. Onların bizimle ilgili izlenimleri ve kendimizle ilgili düşüncelerimiz sayesinde kişisel imajımızı oluşturabilir veya değişiklikler yapabiliriz. Kıyafetler, renkler, beden dili, kariyer, birebir konuşma, topluluğa hitabet olmak üzere eksikliklerimizi görerek ve kendimizi tanıyarak yenilenip tamamlanması gereken yönlerimizi belirleyebiliriz. Tabii bu konuda işin uzmanından da yararlanabiliriz.
Belki kartalların kendini yenileme hikâyesini bilirsiniz. Bilmeyen arkadaşlar için yerindeyken anlatayım.
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadara yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40’a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısı ile kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır: Ya ölümü seçecektir. Ya da yeniden doğuşun acil ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 3 ay kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kayada, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini söker. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu sefer eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 3 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Bunu neden anlattım. İnsanlarda da ömür yaklaşık 70 yıldır. Ve kendilerini bir kartal gibi yenilemek durumundadır. Yenileyenler hayata daha sıkı sarılarak devam ederler. Tüm engelleri aşarak büyük başarılara imza atarlar.
Kişisel imajın hayatımıza katkıları bir hayli fazladır. İnsanlar sizi ilk kez gördüklerinde; görünüş, ilk konuşma ve davranışların sizi yansıttığını düşünerek, kişisel özellikleriniz hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmeler yaparlar. Kısaca imajınız, girdiğiniz bir ortamdan ayrıldığınızda insanların aklında olumlu veya olumsuz iz bırakmanızı sağlar. Buna dayanarak karşımızdaki kişi bize güvenip güvenmeyeceğine, hoşlanıp hoşlanmayacağına, iş yapıp yapamayacağımıza karar verir. Özelikle günümüz iş dünyasında başarı, bilgi ve yeteneklerimiz kadar imajımıza da bağlıdır. Kalıcı ve olumlu ilk intiba, rakiplerimiz arasından seçilmemiz için belirleyici faktördür.
Çevremizdekilerin bizimle ilgili düşünceleri sadece nasıl göründüğümüz değil, nasıl davrandığımız, nasıl konuştuğumuz, beden dilimizi nasıl kullandığımızda verdiğimiz mesajların bütünüdür. Öncelik her zaman yalan ve dolandan kaçınarak doğru dürüst, tutarlı ve çelişkisiz olmaya dayanır ki o da ancak gerçek sizi yansıtmanızla mümkündür. Her insanın eşsiz olduğunu, benzerinin olmadığını kabul ederek, diğer insanlardan farkımızın sadece kendimiz olmakta yattığı bilmeliyiz. Hayat önce kendimiz olmak ve sonrasında kendimiz gibi yaşamakla başlar. Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, Ya da göründüğün gibi ol”
Unutmayalım ki kişisel imaj; hissettiklerimizle, giyimimizle, makyajımızla, konuşmamızla, iç güzelliğimizi dışa yansıtmamızla, yaşadığımız ya da çalıştığımız mekânlarla bir bütündür ve bizim aynamızdır. Bu yüzden kişisel imaj; kendimizi tanımamızı ve tanıtmamızı, fark ettirmemizi, özgüvenimizin artmasını, girdiğimiz ortamlarda ve ilişkilerde farkındalık yaratmamızı, kariyerimize katkı sağlamayı, bireylerle ve kurumlarla ilişkilerimizi geliştirmemizi sağlayan en önemli araçtır.
“Kendini tam olarak tanımadan, kendinize eksiksiz bir güven duymanız mümkün değildir.” Arnie Warren
Not: Burda bazı bilgilerde internetten yararlanılmıştır.
* * *