YABANCI TİCARET ŞİRKETLERİNİN
TAŞINMAZ MAL EDİNİMİ
Yabancı ticaret şirketi kavramı çoğu zaman yabancı sermayeli şirket kavramıyla karıştırılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, yabancı sermayeli şirketler Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre Türkiye’de kurulurlar ve Türk Ticaret Siciline kaydedilirler. Bu şirketler Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına tabi şirketlerdir. Sadece sermayelerinin tamamı veya bir kısmı yabancı gerçek veya tüzel kişilere aittir. Hissedarlarının yabancı kişiler olması şirketi yabancı tüzel kişi statüsüne sokmaz; çünkü şirketin uyruğu ile hissedarlarının uyrukları farklı hususlardır. Yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz mal edinimi hususu Tapu Kanunu madde 36 ve Yabancı Sermayeli Şirketlerin Taşınmaz Mal Edinimine İlişkin Yönetmelik ile düzenlenmiştir.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri ise Tapu Kanunu madde 35’e göre, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebilirler. Bunlar dışındaki tüzel kişilerin Türkiye’de taşınmaz mal edinimi mümkün değildir.
Tapu Kanunu madde 35’de belirtilen ilgili kanunlardan kasıt 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu, 6326 sayılı Petrol Kanunu, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunudur. Bu kanunlar uyarınca;
– Yabancı ticaret şirketleri, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu’nun 8/E maddesine göre, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabı konusunda, 442 sayılı Köy Kanunu ile 2644 sayılı Tapu Kanunu’nda yer alan koşul ve sınırlamalardan Bakanlar Kurulu kararıyla istisna edilebilmekte ve bu alanlarda bu amaçlarla taşınmaz mal edinebilmektedirler. Yine aynı Kanunun 8/D maddesine göre turizm yatırım belgesine sahip yabancı uyruklu ticaret şirketlerine Turizm Bakanlığınca bu alanlardaki taşınmaz mallarda bağımsız ve sürekli nitelikte üst hakkı ve irtifak hakkı tesis edilebilmektedir.
– 6326 sayılı Petrol Kanunu’nun 12. maddesinin 2. fıkrası gereği Bakanlar Kurulu Kararıyla petrol çıkarmak için gerekli taşınmaz mal ve sınırlı ayni hak edinebilmektedir.
– 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa göre oluşturulan üretim bölgeleri içindeki taşınmaz mallar üzerinde Kanunun 4. maddesi gereğince yabancı ticaret şirketleri lehine irtifak hakkı tesis edilebilmektedir.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz mal edinimine ilişkin talepleri yukarıda anılan kanunlar çerçevesinde ilgili kurumlarından (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı) temin edecekleri belgelerin uygunluğu kapsamında doğrudan tapu sicil müdürlüklerince sonuçlandırılır.
Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin 3. fıkrasına göre, bu şirketler lehine Türkiye’de tesis edilecek ipoteklerde, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında yer alan kayıt ve sınırlamalar da aranmaz. Ancak bu hüküm uygulamada bazı eşitsizlikler doğurmaktadır. Örneğin 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde faaliyet gösteren bankalar ipotek tesisi için valiliklerden izin almak zorunda olduğu halde, yabancı bankalar yukarıda izah edilen hükümler çerçevesinde hiçbir izne tabi olmadan ipotek kurabilmektedirler. Uygulamada meydana gelen bu tür eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması yerinde olacaktır.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanlarla ilgili düzenleme ise Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin 7. fıkrasında yer almıştır. Buna göre korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ve stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinilemeyecek alanları belirlemeye, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas koordinatlı harita ve planları içeren teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Ancak uygulamada asıl sorun Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin 8. fıkrasında yer alan “Askeri yasak bölgeler, askeri güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerleri Milli Savunma Bakanlığınca, özel güvenlik bölgeleri ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerleri ise İçişleri Bakanlığınca geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün bağlı olduğu Bakanlığa verilir.” hükmünün tam olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Ayrıca aynı maddenin 9. fıkrasında “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen bölgeler içerisinde kalması nedeniyle kamulaştırılması gereken ya da tapu sicilinde şerh verilmesine gerek duyulan parsellere ilişkin bildirimler ilgili idarelerince tapu sicil müdürlüklerine yapılır” denmektedir.
Ancak bu yasal düzenlemelere rağmen askeri yasak bölgeler, askeri güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgeler ve özel güvenlik bölgeleri hakkındaki sağlıklı bilgiler ilgili kurumlar tarafından Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ne henüz tam olarak gönderilememiştir.
Bu konu üzerinde ilgili kurumların çalışmalarını hızlandırmalarının tapu ve kadastro hizmetlerinin daha hızlı ve sorunsuz yürütülmesi açısından büyük faydalar sağlayacağı şüphesizdir. Emre ERGİN ERGANİ (Hukukçu)/Denetmen Yrd.(TKGM–Ant.Bl.Md.lğ.)